“Habil ve Kabil: İlk Kardeş Haseti”
İnsanlık tarihinin en eski hikayelerinden biri olan Habil ve Kabil’in öyküsü, kardeşler arasındaki haset duygusunun dramatik bir örneğini sunar. Öyleyse en yakınına duyulan bu his yabancı birine neler yapar?
Oldukça can acıtıcı değil mi? Bir kardeşin haset duygusuyla canından olanı öldürmesi. Peki bu duygunun insanın doğasında var olduğunu söylesem ne dersiniz? İşte başlıyoruz. Kendimizi sorgulatacak, bir diğerine bakışımızı değiştirecek duygunun nereden geldiğine gelin birlikte bakalım.
Haset genel olarak bir başkasının sahip olduklarına sahip olma isteği olarak tanımlansa da daha derin bir anlam taşır. Bilinen kalıpların dışına çıkarak şöyle bir önerme sunsam sizlere. “Haset, kişinin kendi potansiyelini ve içsel değerini keşfetme yolculuğunun bir parçasıdır.” Şaşırdınız değil mi? Hadi gelin biraz daha açalım konuyu. Başkalarının başarıları, bazen insanın kendi yeteneklerini görmesine ve geliştirmesine de sebep olabilir. Haset duygusuyla karşılaşan kişi belki de kendi içindeki potansiyeli fark ederek kendini daha iyi bir konuma getirme şansına da sahip olabilir. Şimdi duyuyorum sizi, “Haset kötü bir duygu, nasıl olur da iyiye yönelir?” Bu açıdan bakıldığında, haset duygusu aslında kişinin kendini tanıma ve geliştirme yolculuğunun bir parçası kılığına bürünmüyor mu? Başkalarının sahip olduklarıyla kıyaslamak yerine, insanın kendi içsel değerlerine odaklanması ve bu değerleri geliştirmesi, daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir. Bu durumda, haset duygusu negatif bir duygu olmaktan çıkıp, insanın kendi potansiyelini keşfetme ve geliştirme motivasyonu haline gelebilir.
Tamam şimdi o zaman esas konu başlığımıza geri dönelim. Evet haklısınız şimdiye kadar anlatmaya çalıştığım kısım “Haset” kelimesinin optimist bakış açısı idi. Ancak bu durumun doğru dengeyi bulması önemli. Haset duygusu, maalesef genel yapısı itibariyle insanı başkalarının başarılarına karşı kötü bir şekilde motive etmeye ve zararlı davranışlara yol açmaya meyillidir. Bu nedenle, haset duygusunu pozitif bir şekilde yönlendirmek ve kendi içsel değerlerini keşfetme yolculuğunda bir itici güç olarak kullanabilmeyi bilmek çok zordur.
Melanie Klien, sütün ve sevginin sınırsız kaynağı olan meme, hasedin de asıl ilgi odağı olmalıdır. Meme bazen paylaşılan ama çoğu zaman geri çekilen bir nesnedir, der. Memeye sahip olmak isteyen bebek anlar ki, bu obje kendine ait ya da kendi kontrolü altında olan bir şey değildir. Anne isterse sütü saklayabilir. İşte bu düşünce ile bebek acı ile bebeğin dışa saldırmasını tetikler. Önemli açılımlar yapan Klien’ın bu söylemi üzerine, tinsel uyarıların dışavurumunun haset ile özdeşleyebilir miyiz? Bu soruyu cebimizde tutup devam edelim.
İnsanın doğasında var olan duygulardan haset, başkalarının sahip olduklarından dolayı duyulan kıskançlık ve bunun getirdiği olumsuz duygulardan oluşan karmaşık bir duygudur. İşte burada çok önemli bir ayrıma varmamız gerekir. Haset ve kıskançlık aynı duygu çıkarımı değildir. Birbirine oldukça benzeyen, ancak belirgin özellikleri bakımından da ayrılan iki duygudur. Haset kişinin kendinde olmayanın başkasının da sahip olmamasını arzulamasıyla ortaya çıkar. İşte burada Klein’in sözlerini konumlayabiliriz. Kıskançlık ise kişinin rakip gördüğü kişiyle arasında yaşayacağı kaybetme durumunda ortaya çıkan duygudur diyebiliriz. O halde kıskançlık için bir nebze de olsa özenme gibi optimist bir yapıya daha uygunken haset, sadece duygusal bir tepki değil, aynı zamanda kişinin kendisine ve çevresine zarar verebilecek bir tutumun da ifadesi olarak çıkar karşımıza.
Peki insan neden haset duygusuyla karşılaşır? İşte burada tinsel uyarıların önemini görmek gerekiyor. Öncelikle ailenin tutumu, arkadaş çevresi ve sosyal ortamlar ardından da iş hayatı. Sistemin getirisi kişinin var oluş sebebiyle birbirine karıştığında ortaya çıkan duygusal açlık kendinden başkasına bakış açısını etkiliyor. “Habil ile Kabil de mi kapitalist sistemdeydi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Cevabım evet olacak. Kıyas her zaman sistemin yaptırımıdır. Birini daha iyi kılmak için kullanılan bir yöntemdir. Maalesef ki düzenin içinde kıyas yapılarak kişinin daha ileri gideceği düşünülmüştür. Toplumsal çıkar adına kalan sağlar bizimdir bakışı. İşte bana göre “Haset” duygusu kadar can acıtıcı bir gerçek de budur.
Kıyas geldiğinde haset, genellikle insanın içsel bir boşluk veya eksiklik hissiyle ilişkilenir. Bir kişi, kendini yetersiz hissettiğinde veya başkalarının sahip olduklarına odaklanarak kendi yaşamını değersiz olarak algıladığında, haset duygusu hop kucağınıza bomba gibi düşer. Ki bu duygu, çoğu zaman kişinin başkalarının sahip olduklarına odaklanmasına ve kendi yaşamını değersizleştirmesine neden olur.
İşte duygusal açlığın başladığı bu yerde de kişi artık tinsel uyarılarla dış dünyaya karşı bir maske takınmış olur. Sevinmek yerine etrafına karşı negatif duygularla yaklaşmaya başlar. İşin kötüsü de giderek bu duygu onu beslemeye başlar. Pamuk Prenses’in üvey annesi sırf ondan daha güzel diye öldürmek istemedi mi? Peki daha da ileri gidip “Othello Sendromu” desem. Shakespeare kıskançlığın ele geçirdiği aşkı anlatmaz mı? Ağıt (Elegy) filminde aşk, nefret, haset ve kıskançlık duyguları Klein’in teorisi kapsamında metaforik bir biçimde ele alındığını söyleyebiliriz. Sanırım hayatın birçok alanında da örneklere gitmek mümkün olacaktır.
Haset, sadece bireyin iç dünyasını değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerini de etkileyecektir. Haset eden kişi, çevresindeki insanların başarılarına sevinmek yerine onlara karşı negatif duygular besleyerek yaşamını sürdürecektir. Bu durum, kişinin tüm ilişkilerinde gerilimlere ve çatışmalara neden olacaktır. Ayrıca, haset eden kişi, sürekli olarak başkalarıyla kıyas yaparak kendi mutluluğunu ve tatminini engelleyebilir. Düşünsenize sadece başkalarına odaklanarak ve kendinde olmayanı arayarak geçen bir zaman. Peki bu size neyi hatırlatıyor? “Kurban Rolü” olabilir mi? Her daim eksik hissederek kendi içsel yolculuğunu tamamlayamayan kişi giderek daha da zayıf bir hale dönüşecektir.
İnsanlık tarihinde ilk cinayet olarak geçen Habil ile Kabil miti haseti de doğurmamış mıdır? Çeşitli kaynaklara göre; karısını kıskandığı, tanrıya verdiği hediyenin yetersizliği, birinin ötekine karşı daha güçlü olduğu gibi birkaç bilgi yer almaktadır. Her şeyi bir kenara koyalım işin özü kişinin hissettiği eksiklik duygusal açlık.
Sonuç olarak, haset duygusu insanın içinde var olan karmaşık bir duygu olsa da doğru şekilde yönlendirildiğinde kişinin kendi potansiyelini keşfetme ve geliştirme yolculuğunda bir araç haline gelebilir. Başkalarının başarılarıyla kıyaslamak yerine, insanın kendi içsel değerlerine odaklanması ve bu değerleri geliştirmesi, daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.
Son söz Jung’dan gelsin o zaman. “Dışa bakan rüya görür, içe bakan uyanır.”
Tuba Ayşe Özgür
Yorum bırakın