By

İnsanoğlu ev sahibi mi, kiracı mı?

DİĞER CANLILAR BU DÜNYADA BİR YER HAK ETMİYORLAR MI?

Önce toprağı aldılar. Sonra ormanı, ağaçları ve suları. Tüm yer ve gök onların oldu. Bizler bu kocaman dünya da nereye sığacağımızı bilemedik?

Koskoca dünyada kendine bir yer bulamayan hayvan…

Değişik bir giriş oldu sanırım. Şimdiden duyuyorum hangi havyan konuşur ki? Papağanlar konuşur, bazı yetenekli cins hayvanlar sahiplerinin öğrettiği şekilde konuşur. Ama en önemlisi gözlerinizin içine bakarak size karşılıksız sevgi ile bakan her hayvan bence konuşur. Ve eminim istila edilen bu dünyada insana söyleyebileceği sözler de yukarıdaki gibi olur. “Bu kocaman dünyada bana bir yer yok mu?”

İnsan var olduğu müddetçe diğer canlılarla birlikte bu dünyada yaşamakta, öyleyse neden insan diğer canlı türlerine kiracı muamelesi yapıyor? Can acıtıcı ama maalesef şimdilerde ekonomik kriz ile şahit olduğumuz ev “sahibi – kiracı” kavgalarından en şiddetlisini aslında diğer canlılarla yaşamıyor muyuz? Peki, öyleyse kim bu dünyanın sahibi? Ya da bir sahip var mı?

Toprağı, taşı, suyu, denizleri ile yaşanacak onca yer varken hala neden binalara ihtiyaç duyuyoruz? Yetmiyor deniliyor, bina üzerine bina kurarak genişlemeye çalışıyoruz. Kaybetme korkusu mu altında yatan? Ya da ölümle yüzleşmek istemeyen insanın maddesel gücünü ortaya çıkarmak istemesi mi? Öyleyse gelin bu soruları cebimizde tutarak insanların yaşadığı dünyada hayvanlara neden kiracı muamelesi yaptığına bir göz atalım. Tabii bunun aksini de düşünenler olabilir. Saygım sonsuz ben sadece birkaç metre karelik beton yığınları için görmezden gelinen canları sizlere hatırlatmak istiyorum. Ve yorum sizlerin olacak.

Hayvan hakları, son yıllarda giderek daha fazla önem kazanan bir konu. İnsanlığın, doğanın bir parçası olan hayvanlarla aynı gezegeni paylaşması gerektiği gerçeğini yadsıyamayız. Ancak yüzyıllar boyunca süren insan merkezli yaklaşımlar, hayvanların yaşamlarını hiçe sayan uygulamalara yol açtı. Doğanın katli, yangınlar ve insanın bilinçsizce tüketim hırsı. Öncelikle hayvanlar, insanların yayılması ile birlikte yaşam alanlarını kaybetmeye başladılar. Daha ücralara çekilseler de maalesef o ücra köşelerde dahi rahat bırakılmadılar. Kendini dünyanın ev sahibi konumuna sokan insan, hayvanlara da kiracı muamelesi yapmaya başladı. Hatta birçok vahşi sayılacak tür insanın isteği doğrultusunda evcilleştirildi. Şimdi bütün bunları düşünerek biraz empati yapmanızı istesem. Kendinize ait bir alanınız var ve başkaları tarafından o alan zamanla küçültülüyor, küçültülüyor ve yok olmaya kadar gidiyor. İşte yaptığımız şey bu. Yerleştiğimiz alanlar bize yetmedikçe hep daha fazlasını istiyor genişlemeye çalışır hale geliyoruz. Biz genişlerken diğer canlıların hayatlarını kısıtlamış oluyoruz. Her şeyin sahibi olduğunu sanan insan kendi dışındaki tüm canlıları yok saymaya meyil ediyor.

Günümüzde hayvan hakları savunucuları, bu canlıların da duyguları, ihtiyaçları ve yaşama hakları olduğunu savunarak daha adil bir dünya için mücadele etmeye çalışıyorlar. Bunun başlangıcına gidecek olursak; hayvan hakları hareketi, 19. yüzyılda Batı dünyasında baş gösteriyor. O dönemde, özellikle evcil hayvanların ve çiftlik hayvanlarının maruz kaldığı kötü muameleye karşı çıkan bireyler ortaya çıkarak itirazlar ve gruplaşmaları oluşturuyorlar. İlk hayvan koruma yasalarından biri, 1822’de İngiltere’de yürürlüğe giren “Martin Yasası”. Bu yasanın çıkışı ile çiftlik hayvanlarının kötü muameleye karşı korunmasını sağlanıyor. 20. yüzyılda ise hayvan hakları hareketi daha da güçlenerek yalnızca evcil hayvanları değil, aynı zamanda vahşi hayvanları, deney hayvanlarını ve eğlence sektöründe kullanılan hayvanları da kapsayan bir perspektife dönüşüyor.

Hayvan hakları savunucuları, hayvanların yalnızca insanlara hizmet eden varlıklar olmadığını, aynı zamanda kendine özgü değerleri olan canlılar olduğunu savunmaktadır. Bu felsefi yaklaşım, hayvanların kendi varoluşsal haklarını ve insanların bu haklara saygı göstermesi gerekliliğini de kabul etmektedir. Peter Singer ve Tom Regan gibi düşünürler, hayvan hakları konusunda öncü çalışmalar yapmış ve hayvanların duygusal, bilişsel yeteneklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulamışlardır.

Günümüzde hayvan hakları, pek çok farklı alanda tartışma konusu ortaya çıkarır. Tarım endüstrisi, özellikle fabrika çiftçiliği, hayvan hakları savunucularının en çok eleştirdiği alanlardan biridir. Bu tür tesislerde hayvanlar, doğal davranışlarını sergileyemeyecekleri dar alanlarda tutulup genellikle kötü muamele görmekte, ömürleri boyunca stres altında yaşamaktalar. Ayrıca, kürk endüstrisi, hayvan deneyleri, eğlence sektöründeki (sirkler, yunus parkları vb.) hayvanlara eziyet edilerek öğrenme metotları kullanıldığı dile gelmekte ve bunlara karşı protestolar gerçekleşmektedir.

Birçok ülkede hayvan hakları konusunda önemli yasal düzenlemeler yapıldı. Avrupa Birliği, hayvanların duygusal varlıklar olarak tanınmasını sağlayan yasal düzenlemelerle bu alanda öncülük etti diyebiliriz. Türkiye’de de 2004 yılında kabul edilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanlara karşı yapılan kötü muameleleri ve hayvanların yaşam alanlarının tahribatını önlemeyi amaçladı. Ancak bu yasaların etkin bir şekilde uygulanması ve daha da güçlendirilmesi gerektiği söylenebilir. Özellikle son günlerde yaşanan sahipsiz hayvanlar ile ilgili çıkan kanunlar tartışmalıdır.

Hayvan hakları, insanlığın doğa ve diğer canlılarla olan ilişkisini yeniden gözden geçirmesini gerektiren önemli bir konudur. Hayvanların yaşam haklarına saygı göstermek, sadece etik bir zorunluluk değil, aynı zamanda ekolojik dengenin korunması için de kritik öneme sahiptir. Toplumun her kesiminde hayvan hakları bilincinin yaygınlaşması, daha adil ve sürdürülebilir bir dünya inşa etmenin anahtarıdır. Unutulmamalıdır ki hayvan haklarına saygı, insan haklarına saygının bir yansımasıdır.

Bu dünyanın tek sahibi insanlar mı? Ağaçlarda, sularda yaşayan canlı türleri, sokaklarda yersiz yurtsuz kalmış birçok canlının bu dünyada bir yeri yok mu? Doğanın, yaşamın dengesini kurmak için hepimizin birbirimize ihtiyacı var. İnsan var olduğu müddetçe diğer canlılar da yaşadığımız bu dünya içerisinde var olacaklar. Tüm bu anlatılar söz konusu olunca da başta sorduğum soru ile sizleri baş başa bırakmak isterim. Öyleyse neden insan, hayvanlara ve diğer canlı türlerine kiracı muamelesi yapıyor?

Tuba Ayşe Özgür

Yorum bırakın